arÅŸiv

‘Tarihi yerler’ kategorisi için arÅŸiv

Ülkemizdeki Önemli Kervansaray Ve Hanlar

Cumartesi, 14 Mar 2009 admin 4 yorum

Selçuklular yol ağınin her 40 kilometresine bir han yaptılar ve Anadolu’yu kervanlar için en güvenli ülke haline getirdiler
Selçuk Türkleri pek çok kervansaray yapmistir. Bunun sebebi, kolay anlaşılır: Anadolu’yu yurt edindikten sonra ilk iÅŸ olarak iyi bir karayolu ağı meydana getirdiler. Bu yol ağının her 30-40 kilometresinde bir han yaptılar. Kervanlar ve yolcular bu hanlarda barınıyordu. Hanlar birer yolcu barınağı olmaktan baÅŸka, yol güvenliÄŸi saglayan birer karakol vazifesi de görüyordu. Uzak ülkelerden gelen ticaret kervanlari, yine uzak ülkelere güvenle giderlerdi.

Hanlar, eskiya baskınına karşı koyabilecek bir ÅŸekilde yapılmış kaleler gibiydi. Devrin seyyahları ve tarihçiler, Anadolu’nun en sakin, düzenli ve faal devrini Selçuklular zamaninda yaÅŸadığını anlatırlar. Bunda, yol boyunca dizilen hanların, yani kervansarayların rolü olduÄŸunu söylerler.

Sultan Hanı (Alaeddin Kervansarayı)

Aksaray’a 40 km. uzaklıkta ve Sultanhanı kasabasındadır. Selçuklu kervansaraylarının en büyüğü ve en güzelidir. I. Alaeddin Keykubat tarafından 1229 yılında yaptırılmıştır, bir yangından sonra 1278′de onarılarak geniÅŸletilmiÅŸtir. Mimarı Muhammed bin Havlan el-Dimışki’dir. 50×110 m.ebatında bir plan üzerine yapılmıştır. Yazlık ve kışlık olmak üzere iki bölümdür. Taçkapısının bezemeleriyle ünlüdür.

Karatayhan

Atabey emir Celaleddin Karatay tarafından yaptırılan Kayseri-Malatya güzergahındaki Karatayhan belki de Kapadokya kervansarayları arasında en iyi korunanıdır. Türkiye ile Suriye arasındaki bağlantıyı sağlayan önemli ticaret yolunun üzerinde bulunan hanın yapımına Alaaddin Keykubat zamanında başlanmış, Keyhusrev zamanında 1240-41’de tamamlanmıştır.
Vakfiyesinden Karatayhan’ın hem ekonomik, hem de sosyal yardım için yaptırıldığı anlaşılmaktadır. 46×80 m. ölçülerindeki hana giriÅŸ güney duvarındaki gösteriÅŸli portalindendir. Beden duvarlarından yüksek ve dışa doÄŸru taÅŸkın olan portalinde geometrik, bitkisel ve figürlü olmak üzere üç tip bezemeyi bünyesinde bulundurması diÄŸer kervansaraylardan ayrılan ön önemli özelliÄŸidir. Avlunun doÄŸu kenarında sivri tonozlu, ince, uzun, doÄŸrudan avluya açılan hücreler batısında ise revaklar bulunur.

Rüstem Paşa Kervansarayı

Edirne’dir. 1554 tarihinde Rüstem PaÅŸa tarafından Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. İki katlıdır. Birinci katta 39, ikinci katta 41 odası vardır. 1972 yılında restore edilerek otel olarak kullanılmaya baÅŸlanmıştır.Ke

Kapalıçarşı

İstanbul Kapalıçarşısı Fatih tarafından kurulmuş, Kanuni döneminde (1520-1566) büyütülmüş, 1701 yılında bugünkü planıyla inşa edilmiştir.

Edirne Bedesteni

Çelebi Sultan Mehmet tarafındanEski Cami(Cami-i Atik)’ye gelir temini amacıyla yaptırılmıştır.(XV. yüzyıl)

Zazadin Han

Konya’ya 22 kilometre uzaklıkta, Aksaray-Konya karayolundan 5 kilometre içerde Tömek köyü yakınında olan ve Saadeddin Köpek Hanı diye de anılan Zazadin Han, 1235-1236 yıllarında yapılmıştır. Güney cephede, kapalı mekana yakın bir yerde bulunan açık bölüm taç kapısı, beyaz ve açık kahverengi taÅŸlarla yapılmıştır. Güney cephenin inÅŸasında, çok miktarda iÅŸlenmiÅŸ buluntu taÅŸ kullanılmıştır. Taç kapının hacimli kitlesi içinde, duvara oturmuÅŸ basamaklarla çıkılan ve zengin bir taÅŸ süslemeye sahip olan mescidi yer almaktadır.

Kızılören Hanı

Konya-BeyÅŸehir karayolu üzerinde, Konya’ya 41 kilometre uzaklıkta olan Kızılören Hanı, 1206-1207 tarihlerinde Selçuklu sultanı I. Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından yaptırılmıştır.

Ertokuş Hanı

Beyşehir-Eğirdir karayolu üzerinde, Gelendost ilçesinin Yeşilköy mevkiindedir. Kapalı bölüm kapısı üzerindeki kitabeden 1233 yılında yaptırıldığı anlaşılmaktadır.

Susuz Han

Burdur-Antalya karayolunun 2 kilometre içerisinde, Bucak ilçesine baÄŸlı Susuzköy’ün içindedir. Susuz Han’ın, II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in saltanat döneminde, 1237-1246 yılları arasında bir tarihte yaptırıldığı tahmin edilmektedir. En gösteriÅŸli yeri taç kapısıdır. GiriÅŸin iki yanındaki mihrabiyelerin kemerleri üstünde yer alan ‘ejder’ ve ‘melek’ motifleri dikkati çekmektedir.

Kırkgöz Han

Burdur-Antalya karayolundan yaklaşık bir kilometre içerde, Antalya’ya 30 kilometre uzaklıktadır. Açık bölüm taç kapısı üzerindeki kitabeye göre han, II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in saltanat döneminde, 1236-1246 yılları arasında bir tarihte inÅŸa edilmiÅŸtir.

Alara Han

Antalya-Alanya karayolundan 8 kilometre içeride, Antalya’ya 115 kilometre uzaklıkta, Akdeniz’e ulaÅŸan yolların kontrolünde stratejik bir görevi olan Alara kalesinin yakında bulunmaktadır. Sultan Alaaddin Keykubad tarafından 1229-1230 yıllarında yaptırılmıştır.

Categories: Tarihi yerler Tags:

Kervansaray Hakkında Genel Bilgi

Cumartesi, 14 Mar 2009 admin 1 yorum

Kervansaray kervanların ticâret yolları üzerindeki konak yeri.

Devlet veya hayırsever kişiler tarafından kurulan bu muhkem binalarda kervan ihtiyaçları ücretsiz karşılanırdı. Bunlar, bir şehir içinde olurlarsa, han adını alırdı.

İslamiyetin yayılış dönemlerinde askeri maksatla ve sınır emniyetini korumak için kurulan ribatlar, sonraki devirlerde ticari maksatla kullanıldı ve bu binalara, kervansaray adı verildi. Türklerin Müslüman olmasından sonra, geniÅŸleyen İslam toprakları üzerinde ortaya çıkan kervansaraylar, Selçuklular zamanında en geliÅŸmiÅŸ ÅŸeklini aldı. Anadolu’da bulunan çeÅŸitli ticaret yolları üzerinde yüze yakın kervansaray yapıldı.

Uzaktan bakılınca bir kale gibi görünen, içlerine girildiği zaman kervan kafilelerinin her türlü ihtiyaçlarını karşılayacak bir teşkilata sahib olan bu binalar, Selçuklu sultanları ve yüksek devlet görevlileri tarafından büyük ticaret yolları üzerinde her menzil için, yani 30-40 kilometrelik mesafede bir yaptırılmışlardı. Müslüman doğu ve Hıristiyan batı ülkeleri arasında bir köprü vazifesini gören Anadolu toprakları üzerine, İkinci Kılıç Arslan, Birinci Gıyaseddin Keyhüsrev, Birinci İzzeddin Keykavus ve Birinci Alaeddin Keykubad gibi iktisadi ve ticari hayatın önemini bilen Selçuklu sultanları; Antalya ve Sinop gibi giriş ve çıkış limanlarıyla önemli ticaret merkezlerini birbirine bağlayan ticaret yolları üzerinde büyük kervansaraylar kurdular. Bu merkezlere yerleştirdikleri tüccarlara her türlü yardımda bulundular.

Anadolu’ya gelen yabancı tüccarlara da büyük kolaylıklar gösterdiler. Yollarda herhangi bir ÅŸekilde zarar gören, soyguna uÄŸrayan ve malları denizde batan tüccarların zararlarını devlet hazinesinden tazmin ederek, bir nevi devlet sigortası kurduları. Antalya ve Alanya’dan (Alaiyye) baÅŸlayıp Isparta, Konya, Aksaray, Kayseri, Sivas, Erzincan ve Erzurum gibi büyük merkezlerden geçerek İran ve Türkistan’a ulaÅŸan doÄŸu-batı istikametindeki yol üzerinde; Konya-AkÅŸehir istikametinden İstanbul’a ve Batı Anadolu vadilerine ulaÅŸan yol üzerinde; Konya, Ankara, Çankırı, Kastamonu, DuraÄŸan, Sinop istikametindeki ve Sivas, Tokat, Amasya, Merzifon, Samsun hattıyla Sinop’a ulaÅŸan güney-kuzey ve Elbistan, Malatya, Diyarbakır üzerinden Irak’a giden yollar üzerinde pek çok kervansaray yaptırdılar.

Selçuklular zamanında Anadolu’da kurulan yol güzergahları, Osmanlılar zamanında deÄŸiÅŸti. Bunun sonucu olarak bazı yerler ticari merkez olma durumunu kaybettiler.

Zaten Ümit Burnu yolunun bulunması ile Hindistan’a ulaÅŸan ticaret yolunun ağırlık merkezi de Atlas Okyanusuna kaymıştı. Anadolu’da ticaretin önemini kaybetmesi üzerine, Selçuklular zamanındaki kervan yolları da ıssızlaÅŸtı. Mesela Osmanlı Devletine baÅŸÅŸehir olan İstanbul’u, Suriye ve Irak’a baÄŸlayan yol, Konya-Adana istikametini takib ettiÄŸi için, Antalya’dan Sivas’a veya Elbistan’dan Kayseri ve Sivas’a giden yollar, bu ÅŸehirleri birbirine baÄŸlayan tali yol durumuna düştü. Bu yollar üzerinde bulunan kervansaraylar da ister istemez eski önemini kaybetti. Fakat yeni yol güzergahlarının ortaya çıkması üzerine Osmanlılar da, kervansaray yapımına devam ettiler. İstanbul’u, Suriye üzerinden Mekke ve Medine’ye baÄŸlayan yol üzerinde hac farizasını ifa etmek için giden hacıların her türlü ihtiyaçlarını karşılamak üzere kervansaraylar kurdular.

Zengin ticari malları taşıyan kervanlar için hudut civarında düşman çapulcularından, içeride göçebe ve eşkıya baskınlarından koruyacak emniyetli konak yerleri sağlamak ve yolcuların kondukları ve geceledikleri yerlerde her türlü ihtiyaçlarını temin etmek maksadıyla kurulan kervansaraylarda; yatakhane ve aşhaneler, erzak ambarları, ticari eşya depoları, yolcuların hayvanları için ahırlar, samanlıklar, yolcuların namaz kılmaları için mescidler, kütüphaneler, misafirlerin yıkanması için hamamlar, abdest almaları için şadırvanlar, tedavileri için hastahane ve eczahaneler, ayakkabılarının tamiri ve fakir yolculara yenisinin yapılması için ayakkabıcılar, hayvanları nallamak için nalbantlar, bu teşkilat ve tesisleri idare edecek, gelir ve gider hesaplarını yapacak divan (büro) ve memurları vardı.

Umumiyetle Selçuklu sultanları ve devlet adamları tarafından yaptırılan bu muazzam kervansarayların hepsi vakıftı. Maddi büyüklükleri ve teşkilatları nisbetinde zengin gelir kaynaklarına da sahiptiler.

Bu suretle kervansaraylara inen ve konaklayan tüccar ve her türlü yolcu, zengin fakir; Müslüman gayri müslim kim olursa olsun, orada her türlü ihtiyacını ücretsiz olarak görebilirdi.

Kervansaraylarda hasta yolcular, sıhhat buluncaya kadar tedavi edilir, hayvanlarının tedavisi de baytar (veteriner) tarafından yapılır ve tedavi masrafları vakıf tarafından karşılanırdı. Fakir hastalar, öldüğü takdirde kefen masrafları da vakıf gelirlerinden ödenirdi.

Büyük ve muhkem binalar olan kervansaraylarda akşam olunca kapılar sıkıca kapatılır, vazifeliler tarafından kandiller yakılırdı. Kapı kapandıktan sonra hiç kimse dışarıya çıkarılmaz, fakat dışarıdan gelenler içeriye alınırdı. Şafak atınca davullar çalınır, herkes uyandıktan sonra hancılar; Ey ümmet-i Muhammed! Malınız, canınız, elbiseleriniz ve atınız tamam mı? diye sorarlar, herkes; Tamamdır. Allahü teala hayır sahibine rahmet eylesin. diyerek kervansarayı vakf edene dua ederlerdi. Herkes gerekli yol hazırlıklarını yaptıktan sonra kapılar açılır, misafirlere; Gafil gitmeyin, herkesi arkadaş etmeyin, yürüyün, Allah asan (kolay) getire. diye dua ve nasihatte bulunduktan sonra kervanlar uğurlanırdı.

Sulh zamanında ticari maksatlar için kullanılan kervansaraylar, harb zamanında o belde ahalisinin düşman hücumundan korunmak için sığındığı veya sefer esnasında ordunun konakladığı müstahkem yer olarak da kullanılırdı. Bilhassa hudut boylarına yakın kervansaraylar, hudut kalesi vazifesini görürdü. Aksaray yakınındaki Sultan Hanı, 20.000 askerle kuşatan bir Moğol komutanına iki ay dayanacak ve alınamayacak ölçüde muhkem idi.

İslam dininin misafirperverliğe ve hayırseverliğe verdiği ehemmiyet sonucu, ortaya çıkan kervansarayların bir benzeri, ortaçağ Avrupasında olmadığı gibi, düşüncesi bile mevcut değildi. İslam tarihinin önceki devirlerinde olduğu gibi, Osmanlılarda da bu güzel ve faydalı eserler uzun bir zaman halkın hizmetinde kullanıldılar.

Categories: Tarihi yerler Tags:

Kapadokya’da bulunan kervansaraylar

Cumartesi, 14 Mar 2009 admin 1 yorum

Kapadokya İpek Yolu’nun üzerindeydi. Ticaret yolu olan bu yolda konaklama kervansaraylar ile sağlanıyordu. Bölgede iki önemli kervansaray var ve her ikisi de ziyarete açık. Ağzıkarahan, Aksaray-Nevşehir yolu üzerinde, 1231’de Selçuklular tarafından inşa edilmiş. Saruhan ise Avanos’un 5 kilometre kuzeyinde, 1217 yılında Selçuklu Sultanı Alaattin Keykubat tarafından inşa ettirilmiş.

SARIHAN (Kervansaray)

kervansaraySarıhan kervansarayı, doÄŸu-batı baÄŸlantısını saÄŸlayan Aksaray-Kayseri güzergahının NevÅŸehir sınırları içinde kalır. Avanos ilçesinin 5 km güneydoÄŸusunda, Ürgüp’ün ise 6 km kuzeyinde, Damsa vadisinde yer alır. II. İzzettin Keykavus zamanında – belki de onun tarafından – 1249 yılında yaptırılan Sarıhan 2000 m²’lik bir alanı kaplamaktadır.

Sarıhan’da yapı malzemesi olarak sarı, pembe ve devetüyü renginde, oldukça düzgün kesme taÅŸlar kullanılmıştır. Gerek anıtsal portalin, gerekse iç portalin kapı kemerlerinde iki renkli taÅŸlar kullanılmış, böylece dekoratif bir görünüm saÄŸlanmıştır. Üst kısımları yer yer yıkılan han, 1991 yılında restorasyonu tamamlanarak orijinal haline getirilmiÅŸtir. Selçuklu sultanları, sultanhanların en son örneklerinden olan Sarıhan’dan sonra han yaptırmamışlardır.

AÄžZIKARAHAN (Kervansaray)

kervansaraylarAksaray Sultanhanı’ndan sonra Kapadokya’da ikinci durak Aksaray-NevÅŸehir karayolunun 15. km’sinde yer alan AÄŸzıkarahan’dır. BulunduÄŸu köyle aynı adı taşıyan kervansarayın, diÄŸer adı da Hoca Mesud Kervansarayı’dır. AÄŸzıkarahan’ın 2 kitabesine göre yapımına zengin bir tüccar olan Hoca Mesud bin Abdullah tarafından 1231 yılında baÅŸlanmış, 1239′da tamamlanmıştır. Kervansaray’ın holü I. Alaaddin Keykubat, avlusu ise oÄŸlu II. Gıyaseddin Keyhusrev zamanında yapılmıştır.

Ağzıkarahan, portalleri, köşk mescidi, kuleleri ve diğer mimarî özelliklerinden dolayı kale görünümlü sultanhanlarını hatırlatmaktadır. Avlu ortasında anıtsal bir yapı gibi görünen ve dört kemer üzerine oturan köşk mescit, etrafında ise revaklı ve kapalı mekanlar yer alır. Ağzıkarahan süslemelerinde insan, hayvan ve bitkisel motiflerin tercih edilmemiş olması hana farklı bir özellik kazandırmıştır. Hanın dışında güney tarafında dikdörtgen planlı bir de hamamı bulunmaktadır. Ağzıkarahan, Karamanlılar ile Memreş adlı bir Türk beyi arasındaki çatışmada büyük tahribe uğramış, iki kulesi yıkılmış; 14. yüzyıl başlarında Kerimeddin Gazan Han tarafından yeniden yaptırılmıştır.

AÄŸzıkarahan’a 17 km, Alayhan’a 12 km uzaklıkta olan Tepesidelikhan’ın diÄŸer adı da Öresinhan’dır. Kapalı avlulu kervansaray grubundaki hanın kitabesi kayıp olduÄŸundan kesin yapılış tarihi ve kim tarafından yaptırıldığı bilinmemekle birlikte, 13. yüzyılın üçüncü çeyreÄŸine ait olabileceÄŸi araÅŸtırmacıların ortak görüşüdür. Portali ve kubbesinin bir kısmı yıkılmıştır. Ancak, pandantifli kubbenin etrafında yer alan birbirine simetrik üçer sütunla destekli beÅŸik tonuzlu mekanlar oldukça etkileyicidir.

Sultanların yaptırdığı ilk hanlardan olan ve NevÅŸehir’e 35 km uzaklıktaki Alayhan’ı, bugün Aksaray-NevÅŸehir yolu ikiye bölmüştür. Yazılı kaynaklarda adı geçen II. Kılıçarslan Kervansarayı’nın, bu han olması ihtimali bulunmaktadır. Genellikle açık ve kapalı bölümlerden oluÅŸan sultanhanlarının bu örneÄŸinin ne yazık ki açık bölümü tamamen yıkılmış, günümüze sadece üç sahınlı, yedi tonozlu kapalı bölümün bir kısmı kalabilmiÅŸtir. Geometrik motifli ve yedi sıralı mukarnaslı portalinde tek baÅŸlı, çift gövdeli arslan tasviri dikkati çeker.

Categories: Tarihi yerler Tags:

Yeraltı Şehirleri

Cumartesi, 14 Mar 2009 admin 1 yorum

Özkonak Yeraltı Şehri

Avanos’a 14 km. uzaklıktaki Özkonak kasabasında bulunan yeraltı ÅŸehri, İdiÅŸ Dağı’nın kuzey yamaçlarında volkanik, granit bünyeli tüf tabakalarının oldukça kalın olduÄŸu bir yerde yapılmıştır. Yeraltı ÅŸehri henüz tam olarak temizlenmemiÅŸ olup temizlendiÄŸi kadarıyla ziyarete açılmıştır.

Kaymaklı Yeraltı Şehri

NevÅŸehir’e 20 km. mesafede bulunan Kaymaklı kasabasındadır. 8 katlı olup ilk katı erken dönem tarihlenmektedir. Roma ve Bizans dönemlerinde de diÄŸer alanların oyularak geniÅŸletilmesi suretiyle yeraltı ÅŸehri haline dönüştürülmüştür. Bugün 4 katı ziyarete açıktır.

Tüf kayalara oyulmuş bu yeraltı şehri, bir kitlenin geçici olarak yaşayabilmesi için gerekli barınma şartlarına haizdir. Dar koridorlarla birbirlerine bağlanan oda ve salonlar, şarap depoları, su mahzenleri, mutfak ve erzak depoları, havalandırma bacaları, su kuyuları, kilise ve dışarıdan gelebilecek herhangi bir tehlikeyi önlemek için kapıyı içten kapatan büyük sürgü taşları vardır.

Derinkuyu Yeraltı Şehri

NevÅŸehir- NiÄŸde karayolu üzerinde ve NevÅŸehir’e 30 km. uzaklıkta bulunan Derinkuyu ilçesindedir. Kaymaklı yeraltı ÅŸehrinde olduÄŸu gibi burada da büyük bir topluluÄŸu içinde barındıracak ve ihtiyaçlarını karşılayacak mekânlar vardır. Bu yeraltı ÅŸehri 8 katlıdır. Kaymaklı yeraltı ÅŸehrinden farklı olarak burada misyonerler okulu, günah çıkartma yeri, vaftiz havuzu ve ziyaretçilerin ilgisini çeken kuyu mevcuttur.

Yeraltı şehirleri sadece Kappadokia bölgesinin jeolojik oluşumlarına özgü yapılar olup diğer bölgelerde bu tür örneklere rastlanmamaktadır.

Mazı Yeraltı Şehri

Antik adı “Mataza” olan Mazı köyü, Ürgüp’ün 18 km. güneyinde, Kaymaklı yeraltı ÅŸehrinin ise 10 km. doÄŸusundadır.

Değişik yerlerde 4 girişi tespit edilebilmiştir; asıl girişi düzensiz taşlarla örülmüş koridor sağlamaktadır. Kısa koridordaki iri sürgü taşı, yeraltı şehrinin giriş çıkışını kontrol altına almaktadır. İç kısımdaki küçük oda, sürgü taşının rahat bir şekilde hareket etmesi için yapılmıştır. Yeraltı yerleşiminin geniş alanlarına yayılan ahırlar, diğerlerinden farksızdır. Ahırlardan kısa bir koridor vasıtasıyla yeraltı şehrinin kilisesine ulaşılmaktadır. Bu mekânın girişi sürgü taşı ile kapatılabilmektedir. Kilise apsisi, köşeye oyulmuştur ve cephesi kabartmalarla süslüdür.

Özlüce Yeraltı Şehri

Eski adı “Zile” olan Özlüce köyü merkezindeki yeraltı ÅŸehri, NevÅŸehir- Derinkuyu karayolu üzerindeki Kaymaklı kasabasının 6 km. batısındadır.

Girişte bazalttan yapılmış, birbirine geçmeli iki kemerli mekân bulunmaktadır. Daha sonra yine moloz taşlarla örülü 15 m. uzunluğunda bir geçit vasıtasıyla asıl tüf kayaya ulaşılmaktadır. Yeraltı şehrine girişi sağlayan taştan yapılmış mekânlar, asıl yeraltı şehrini oluşturan kaya oyma mekânlara nazaran daha yenidir. Bu koridorun bitiminde 1.75 m. çapında sert granit taştan yapılmış sürgü taşı bulunmaktadır.

Girişteki ana mekân, yeraltı yerleşiminin en geniş alanı olup iki bölümden ibarettir. Büyük mekânın sağında erzak depoları, solunda ise oturma odaları bulunmaktadır. Oldukça uzun olan galerilerin kenarlarında hücre tipi odalar, tabanlarda ise tuzaklar yer alır. Henüz ziyarete açılmamıştır.

Tatlarin Yeraltı Şehri

1991 yılında ziyarete açılan yeraltı şehri ise, mekânlarının büyüklüğü, erzak depolarının sayısının ve kiliselerin çokluğu nedeniyle askeri garnizon ya da manastır kompleksini akla getirir. Yeraltı şehri oldukça geniş alanlara yayılmış, ancak küçük bir kısmı temizlenebilmiştir. Halen iki katı gezilebilen yeraltı şehrinin en önemli özelliği diğer yeraltı şehirlerinde pek bulunamayan tuvalete sahip olmasıdır.

Categories: Tarihi yerler Tags:

Yeraltı Şehirleri

Cumartesi, 14 Mar 2009 admin yorum yok

Kapadokya gezisinin belkide en çok ilginizi çekecek bölümü.

Kapadokya’da yumuşak tüf kayalara oyularak yapılmış çok sayıda yeraltı şehri bulunuyor. Bunların başlıcaları Kaymaklı, Derinkuyu, Özkonak , Mucur, Örentepe, Gümüşkent, Tatlarin, Ovaören ve Gökçetoprak’ta yer alıyor. Kaymaklı ve Derinkuyu yeraltı şehirleri en büyükleri.

Nevşehir’in 21 km. batısındaki Kaymaklı yeraltı şehri ile ondan 9 km. sonraki Derinkuyu yeraltı şehrini gezmek için girişten itibaren var olan yön levhalarını izliyorsunuz. Şehrin giriş katında hayvanların bağlandığı yerler bulunuyor. Sonra da yiyeceklerin depolandığı bir başka bölüme geçiliyor. Yeraltı şehrinin her bir bölümü diğerine dar tünellerle bağlanıyor. Ve her giriş değirmentaşı biçimindeki hareketli kaya kapılarla kapatılabiliyor, bu şekilde düşman saldırılarından korunuluyor. Yeraltı şehrinin şarap yapımında kullanılan odaları da var. Şehir toplam 40 metre derinlikte 8 kattan oluşuyor. Şehrin mükemmel bir doğal havalandırma sistemi var. Ortak mutfağı ikinci katta. Gerek Kaymaklı’daki, gerekse Derinkuyu’daki yeraltı şehirlerinin tüm katları henüz ziyarete açık değil. Kaymaklı’nın 20 metre derinlikteki 4. katına, Derinkuyu’da ise 55 metre derinlikteki 8. katına inilebiliyor. Derinkuyu’nun toplam alanı 4.5 kilometrekare. Yaklaşık 20.000 kişinin yaşadığı tahmin ediliyor. Kaymaklı ise Derinkuyu’nun aşağı yukarı yarısı kadar.

Yeraltı şehri

Yeraltı şehirlerinin yapımına hangi dönemde başlandığı kesin olarak bilinmiyor. Şehirlerin Hitit döneminde var olduğuna, Hristiyanlık döneminde de genişletildiği ve özellikle Arap akınlarına karşı korunmak amacıyla kullanıldığına ilişkin bilgiler var. Şehirlerin yiyecek depolamak amacıyla da kullanıldığı anlaşılıyor.

Ayrıca akılalmaz doğal havalandırma sisteminden dolayı uzaylılar tarafından yapılmış olabileceğini iddia edenler bile var.

Categories: Tarihi yerler Tags: